Open/Close Menu
22mayis_obezite

2008 yılında dünya çapında meydana gelen 57 milyon ölümden 36 milyonu diğer bir ifade ile %63’ü; bulaşıcı olmayan hastalıklardan (kronik hastalıklar) ve özellikle de kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kanserler ve kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanmıştır.

Bulaşıcı olmayan hastalıklara daha çok ekonomik dönüşüm, hızlı şehirleşme ve 21. yüzyıl yaşam tarzlarının yaygın özellikleri olan değiştirilebilir/önlenebilir dört davranışsal risk faktörü neden olmaktadır: tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve alkolün zararlı kullanımı. Bu davranışlar dört önemli metabolik/fizyolojik değişikliğe yol açmaktadır. Bunlar yüksek tansiyon, fazla kilo/obezite, hiperglisemi ve hiperlipidemidir.

Günümüzde dünyanın hemen hemen tüm bölgelerinde obezite prevalansı artmaktadır, bu durum sadece yetişkin kadın ve erkekleri değil, çocukları ve gençleri de etkilemektedir.
Türkiye’de ise Bakanlığımızca yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması (2010) sonuçlarına göre obezite sıklığı; 19 yaş ve üzerinde genel toplamda % 30,3, erkeklerde % 20,5 ve kadınlarda % 41 olarak bulunmuştur. Aynı araştırma sonuçlarına göre ülkemizde 12 yaş ve üzeri bireylerin % 71,9’unun hareketsiz yaşadığı tespit edilmiştir.
Türkiye Okul Çağı Çocuklarında (6-10 Yaş) Büyümenin İzlenmesi Projesi Araştırması (TOÇBİ– 2009) sonuçlarına göre bu yaş grubunda obezite %6,5 fazla kilolu olma oranı %14 bulunmuştur.

OBEZİTE NEDENLERİ

Obezite oluşumunda aşırı ve yanlış beslenme ile fiziksel aktivite yetersizliği en önemli neden olarak kabul edilmektedir. Ayrıca genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyokültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiri ile ilişkili olarak obeziteye neden olabilmektedir. Bununla birlikte, bazı hormonal ve sendromik hastalıklar da obezite ile sonuçlanabilir.

OBEZİTEDE RİSK FAKTÖRLERİ

Yaş, cinsiyet (kadın), eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı ve doğumlar arası süre, beslenme alışkanlıkları, sigaranın bırakılması ve alkol alışkanlığı, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik durum, genetik faktörler.

OBEZ VE FAZLA KİLOLU OLMANIN SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ

Obezite; tedavi edilmediği takdirde yan etkileri ile yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini bozan, doku ve organları olumsuz etkileyen kronik bir hastalıktır.

1. Kalp-Damar Sistem Hastalıkları: Kalp yetersizliği, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, periferik damar hastalıkları.
2. Nörölojik Hastalıklar: İnme, beyin kanaması, sinir sıkışmaları.
3. Metabolik-Hormonal Komplikasyonlar: İnsülin direnci, hiperinsülinemi, tip 2 DM, dislipidemi, hipertansiyon, gut hastalığı.
3. Solunum Sistemi Hastalıkları: Obezite-Hipoventilasyon Sendromu, obstrüktif uyku apne sendromu.
4. Sindirim Sistemi Hastalıkları: Gastroözofagial reflü hastalığı, hiatal herni (mide fıtığı), kolelitiazis (safra kesesi taşı) ve safra kesesi hastalığı, karaciğer hastalığı: yağlı karaciğer, ve siroz.
5. Genitoüriner Sistem Hastalıkları: Cinsel işlev bozuklukları, obstetrik (gebelik ve doğum) komplikasyonlar.
6. Deri Hastalıkları
7. Cerrahi Komplikasyonlar. Anestezi, yara komplikasyonları, enfeksiyonlar, insizyonal herni (ameliyat yerinde fıtık gelişmesi).
8. Kanser (özellikle hormona özgü kanserler): Meme, kalın barsak, rahim ağzı, rahim, yumurtalık, safra kesesi, böbrek, prostat.
9. Obezitenin Mekanik Komplikasyonları: Artrit, artroz, düşmeye eğilim.
10. Psiko-sosyal Komplikasyonlar: Psikolojik sorunlar, sosyal izolasyon.

OBEZİTENİN ÖNLENMESİ

Tüm maddi manevi kayıpları önlemenin en önemli yolu bireylerin obez olmalarını önlemektir.
Bu amaçla obezite ile mücadele anne karnından hayatın sonuna kadar sürdürülmesi gereken bir zorunluluktur. Bilimsel çalışmalar, doğum öncesi ve gebelik döneminden itibaren annenin yetersiz ve dengesiz beslenmesinin obezite oluşumuna neden olabileceğini göstermektedir.
Bu nedenle, günlük yeme alışkanlıklarının sağlıklı yöne kaydırılması, fiziksel aktivite düzeyinin yükseltilmesi ve diğer sağlıklı hayat alışkanlıklarının kazandırılması gerek önleme gerekse tedavide önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite herkesin hayat biçimi olmalıdır

17042015

Hipertansiyon, kan basıncı (tansiyon) yüksekliği olarak tanımlanan kronik bir hastalıktır. Hipertansiyon kalp ve damar hastalıkları risk faktörleri arasında ilk sıradadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça yaygın bir halk sağlığı sorunudur. Hipertansiyon konusunda farkındalığı artırmak, sebep olduğu sorunlara dikkat çekmek, kişilerin ve toplumların hipertansiyon konusunda bilinç düzeyini artırmak amacıyla Dünya Hipertansiyon Birliği (WHL) tarafından 2005 yılından itibaren 17 Mayıs Günü Dünya Hipertansiyon günü olarak ilan edilmiştir. Bilinç düzeyinin artırılmasının yanı sıra hipertansiyonu önleme, teşhis, tedavi konusunda da kişileri bilgilendirme faaliyetlerinin yürütülmesi yoluyla kan basıncı kontrol oranlarının yükseltilmesi hedeflenmiştir.

2015 yılındaki Verimlilik Eğitimi Tamamlanarak  Eğitimcilerimize Hastanemiz yöneticileri tarafından Teşekkür belgesi  verildi.

 

Kalp sağlığı Etkinlikleri kapsamında Hastanemiz Polikliniğinde stant  kuruldu.

Hastanemizin Sosyal Etkinliklerinden Görüntüler ”Kahvaltıdayız”

ebe

ebe

Dünya’nın en eski mesleklerinden birisi olan “Ebelik Mesleği”nin önemine dikkat çekmek için dünyada ve ülkemizde her yıl 21-28 Nisan tarihleri arasında “Ebeler Haftası” kutlanmaktadır.

Ebeler; doğum eylemini gerçekleştirmenin yanında ana-çocuk sağlığı, doğum öncesi ve doğum sonrası anne ve bebek bakım hizmetleri, anne ve bebekle ilgili koruyucu tedbirler, tıbbi önlemlerin alınması, gerekli hallerde ilkyardım ve acil önlemlerin alınması hizmetlerini de yürütürler. Yeni bir canlının dünyaya gelmesine yardımcı olan, doğum ağrısı çeken bir annenin acılarını dindiren, aileye “istek ve özlemle beklenen birisinin katılmasını sağlayan” ve bu mucizevî olaya tanıklık etmenin gururunu yaşayan ebeler, bu sebeple toplum içinde saygın bir yer edinmiştir.

hemofili

Dünyanın çeşitli ülkelerinde 17 Nisan günü “Dünya Hemofili Günü” olarak kabul edilmekte ve bu hastalığın topluma tanıtılması ve hastaların sorunlarının çözümüne yönelik çeşitli toplantı ve organizasyonlar gerçekleştirilmektedir. “Dünya Hemofili Günü” İlk kez 1989 yılında gerçekleştirilmiştir.” Bu günde halkın bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve farkındalık yaratılmasına yönelik faaliyetler kapsamında eğitici kampanyalar, çeşitli eğlence programları ve medya desteğiyle tanıtılmaya çalışılmaktadır.

Hemofili, kanınızın normal olarak pıhtılaşmadığı bir durum olup nadir görülen bir kanama bozukluğudur. Hemofili genellikle kalıtsaldır. Kalıtsallık, bozukluğun anne babadan çocuklara gen ile taşındığını ifade eder. Bu önemli hastalık ömür boyu devam eder. Yaklaşık her 5.000 erkek doğumunda bir ortaya çıkar. Bu hastalıkta kadınlar taşıyıcıdır. Taşıyıcı olan bir annenin erkek çocuğuna %50 oranında hemofili hastalığını geçirme olasılığı vardır. Hemofili hastalığı asla bulaşıcı değildir.hemofili

bymn_1

SAĞLIKLI BİR NESİL İÇİN Bebeğin iyi beslendiğinin en iyi göstergesi, standartlara uygun büyüme ve gelişmesidir.  * Yeni doğan bebek iyi büyüyorsa yeterli ve dengeli besleniyor demektir. * İyi büyümeyen bebeğin ya bir hastalığı vardır, ya da iyi beslenemiyordur. O halde çocuğun, sağlık ve beslenme durumunu anlamanın en iyi yolu onun “BÜYÜMESİNİ İZLEMEKTİR”. Büyümenin izlenmesi ise çeşitli ölçütlerle yapılmaktadır. Buna göre; Büyümenin Değerlendirilmesi için;  

  • Vücut ağırlığı ve artış hızı
  • Boy uzama ve artış hızı
  • Baş çevresi ve artış hızı

Gelişmenin Değerlendirilmesi için;

  • Kemik Gelişimi
  • Diş Gelişimi
  • Duyu Organlarının Gelişimi
  • Zihinsel ve Sosyal Gelişim
  • Cinsel Gelişim Kriterleri

takip edilmektedir. Bu izlemler persentil eğrisi denilen grafikler yardımıyla kontrol edilmektedir. Büyümenin izlenmesine, ultrasonografilerden yararlanılarak doğumdan önce başlanmalıdır. Doğumdan sonra ilk 48 saat içerisinde ayrıntılı muayene yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarımız, her konuda olduğu gibi, büyümenin izlenmesi konusunda da ücretsiz hizmetinizdedir. Bakanlığımız tarafından ülke genelinde büyüme ve gelişmenin izlenmesi programı yürütülmektedir. Bu program kapsamında, her yıl “15 Nisan Büyümenin İzlenmesi Günü” olarak kutlanmaktadır. Sevgili anne ve babalar; çocuğunuz her dönemde büyür ve gelişir. Çocuğunuzun büyüme ve gelişmesi 0-4 yaş arası oldukça hızlıdır. Bu dönemde ağırlık ve boy artışını gösteren büyüme kartları ya da standart değerlerle bu yaş gruplarının izlenmesi daha önemlidir. Büyüme ve gelişme dönemlerinin izlenmesi yaşlara göre kazanılan bedensel yetenekler ve zihinsel gelişim özelliklerini ana hatlarıyla belirtmekte fayda vardır. Mucize karışım: Anne sütü Hamilelik süresince büyük bir özlem duyarak bebeğini dünyaya getiren annenin, bebeğine verebileceği en muhteşem armağan şüphesiz anne sütüdür. Minik bebeğiniz sağlıkla doğduktan sonra, onun sağlıklı yaşam kazanımı bir bebeğin en doğal hakkıdır. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini ve büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Doğumdan sonraki ilk günler bebeğiniz, günün büyük bölümünü uyuyarak geçirir. Emme ve yutma reflekslerine sahiptir. Lohusalık döneminin ilk yarım saatinde bebekle annenin tensel teması sağlanarak, mutlaka ilk ağız sütü verilmelidir. Bebeğe 6. ayın bitimine kadar anne sütünden başka hiçbir gıda, su dahil verilmeden emzirme 2 yaşına kadar sürdürülmelidir. Unutmayın! Bebeğinizin bağışıklık sistemini ( hastalıklarla mücadele eden sistem) en iyi geliştiren tek besin, ANNE SÜTÜDÜR.

Birkaç damla kan, belki de binlerce damla gözyaşınıza engel olabilir

Doğumun 3. ve 5.günlerinde bebeğinizin topuğundan özel filtre kağıtlarına alınacak 5 damla kan ile kalıtsal metabolik hastalıklar olan Fenilketonüri, Hipotiroidi ve Biotinidaz eksikliğine bağlı hastalıklar taranmaktadır. Böylece bebeklerin büyüme gelişmesinde zekâ gelişimini etkileyen bu hastalıklar, erken dönemde teşhis edilerek tedaviye başlanmaktadır. Erken tedavi ile büyüme ve gelişme normal yaşıtları ile aynı olmaktadır. Tarama testi ücretsiz Yeni doğan işitme tarama testi ücretsiz olarak doğumdan sonraki ilk 15 gün içinde yapılmaktadır. Erken dönemde işitme kaybı tanısının konulması ile uygun tedaviye başlanarak bebeğinizin gelişiminin normal düzeyde seyretmesi sağlanmaktadır. Her Şeyin Başı Sağlık, Sağlığın Başı Aşı Doğumdan itibaren bebeğinizin aşılarını mutlaka yaptırınız. Bebeklerde sık görülen bazı hastalıklardan korunmanın en güvenilir, en kolay ve en ucuz yolu onları düzenli aralıklarla ve aşı takvimine uygun aşılatmaktır. “Güçlü ve demir gibi çocuklar için” D Vitamini ve Demir desteği Bebeğinize 15. günden itibaren D vitamini profilaksisine başlanılmalı ve 11. aya kadar günde 3 damla D vitamini kullanılmalıdır. Bebeğinize yine 4-12 aylık döneminde bebek demiri profilaksisi ile anemiden korunmalıdır. İlk 6 ay sadece anne sütü almış ve demir profilaksisine uygun zamanda ve dozda başlanmış bebeklerde zekâ puanının 10-15 puan arttığı bilimsel gerçektir. Nedenini bilmediğiniz iştahsızlığın sebebi DEMİR EKSİKLİĞİ olabilir! İzlemenin asıl amacı; “SAĞLIKLI BÜYÜME SÜRECİNDE SÜREKLİLİĞİN SAĞLANMASIDIR.”Bebeğinizin ve çocuğunuzun özellikle Aile Sağlığı Merkezinizde, Aile Hekiminiz tarafından büyüme ve gelişmeleri yukarıdaki kriterler doğrultusunda düzenli aralıklarla izlenmesi, sağlığı için oldukça önemlidir. Aile Hekiminiz, sorumlu olduğu nüfus içerisinde bulunan bebek ve çocukların izlemlerini belirli periyotlarla yapmaktadır. Bir bebek; İlk 6 ay; ayda en az 1 kez, 6-24 ay; 3 ayda en az 1 kez, 2.ve 3. Yaş; 6 ayda en az 1 kez, 4 ve yaş ve üzeri yılda 1 kez İZLENMELİDİR. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen faktörlerin başında ise, cinsiyet, genetik faktörler, hormonlar, beslenme ve metabolik hastalıklar, doğum öncesi faktörler, kronik hastalıklar, ilaç ve kimyasal faktörler, doğum ile ilgili sorunlar gelmektedir. Çocuklarınızın sağlıklı büyüme ve gelişmeleri için dengeli beslenmeleri, bulaşıcı hastalılardan korunmaları, aşılarının zamanında ve tam yapılmış olması hedefimizdir. Sağlık kuruluşlarımız, her konuda olduğu gibi, büyümenin izlenmesi konusunda da ücretsiz hizmetinizdedir. Siz kıymetli anne babaların, bilinçli olarak çocuklarının büyüme ve gelişmelerini yakından takip ederek sağlık personelimizle işbirliği içinde olmanız, oluşabilecek problemlerin önüne geçilmesinde yardımcı olacaktır.

kalp

kalp

Türk Kalp Vakfı, Türkiye’de büyük can ve ağır ekonomik kayıplara sebep olan Kalp ve Damar Hastalıkları ile mücadelenin en etkili, en kestirme ve en ekonomik yolunun, halkımızı bu hastalığa karşı uyarmak, bilinçlendirmek ve motive etmekten geçtiği inancına dayanarak Türkiye’nin gündemine Kalp Haftası’nı getirmiştir. Bu organizasyon her yıl Nisan ayının ikinci haftasında yurt çapında bir haftalık spor, sanat, kültür, halkla bütünleşme, bilimsel toplantılar şeklinde, aktivitelerle gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde kalp sağlığının daha iyi anlaşılması, tanı yöntemlerindeki gelişmeler ve tedavi edici modellerdeki ilerlemelere rağmen dünyada ve Türkiye’de ölüm nedenlerinin başında hala kalp ve damar hastalıkları gelmektedir. Hipertansiyon, kolesterol, obezite, şeker hastalığı ve sigara kullanımı kalp sağlığını tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadır. Sigara kullanımı, kalp hastalıklarına, inmeye (felç), akciğer hastalıklarına ve çeşitli kanserlere neden olmaktadır.

pankinson

11 Nisan: Dünya Parkinson Hastalığı Günü

Parkinson hastalığı konusunda toplumsal farkındalık ve bilinçlenme yaratmak adına her yıl 11 Nisan tarihi tüm dünyada “Dünya Parkinson Hastalığı Günü” olarak ilan edilmiştir.

Parkinson hastalığının uzun süreli, yavaş ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle, tedavisinde hastanın ve ailesinin hekimle uzun yıllar iş birliği yapması gerekmektedir. Parkinson sinsi ve yavaş seyreden bir hastalık olduğu için uzun süre fark edilemeyebilir. Hastalık on yıl gibi bir süre boyunca sürekli ilerler. Ne ölümcül bir hastalıktır ne de felce neden olur. Başlangıcında tek taraflı belirtiler görülürken daha sonra bu durum tüm vücuda yayılır. Belirtilerin şiddeti her hastada farklıdır. Hastalık 40-75 yaşları arasında sıklıkla da 60 yaşın üzerinde başlamaktadır.

  0 462 230 22 85 / 0 462 230 22 78